Bülent Manav

Feysbuk’ta dün neleri “beğen”miştiniz, hatırlıyor musunuz?

Benim merak ettiğim, mesela geçen ay, hangi fotoğrafları beğen’miştiniz, hatırlıyor musunuz? Biraz daha karamsar bir soru soralım: Geçen hafta sizi yüreğinizden yakalayan ve ‘beğen butonu’na tereddütsüz bastığınız “muhteşem” vecizelerden hangilerini hatırlıyorsunuz?

24.02.2012 15:24
Çocukken, elektrik devrelerine, elektronik cihazlara pek meraklıydım. Başarıyla dağıttığım fakat asla toparlayamadığım radyolar, gece lambaları, kurmalı saatler vesilesiyle öğrendiğim (başkalarının da pek bilmediği) bazı teknik tabirleri cümle içinde kullanmaktan ayrı bir keyif alıyordum.

“Transformatörü duy’a bağlarken doğrudan değil, buton üzerinden bağla… Diyodla transistor arasındaki lehim açılmış, üstteki buton o yüzden çalışmıyor…” vb.

Buton tabiriyle ilk tanışıklığımız o günlerden.

“Facebook”, hayatımızdaki pek çok şeyin, bu arada ‘buton’un da anlamını yeniden tanımladı. Hele bir ‘beğen butonu’ var ki, tespih çeker gibi tık’lıyoruz: Beğen, beğen, beğen…

Tohumuna para saymadığımız her şeyde olduğu gibi bu mevzuda da cömertliğimize değme gitsin. Ali, Paris fotoğraflarını paylaş’mış. Beğen (çünkü o, benimkileri beğen’mişti). Ayşe, doğum günü videosunu paylaş’mış. Beğen (ki, o da benimkini beğen’sin). Zeynep, gazeteden bir haber paylaş’mış. Beğen (çünkü herkes beğen’miş, ayrı düşmemek lazım)…

Bir de, varlığın ve yokluğun, hayatın ve ölümün, yaratılışın ve kâinatın bütün esrarının birkaç kelimeye sığdırıldığı Afrika, Kızılderili yahut Çin atasözleri var ki, o konuya girersek çıkamayız alimallah. (Birkaç kelimeye sığdırılıyor zira uzun metinleri okumaya kimsenin zamanı ve tahammülü yok. Birkaç kelimeye sığdırılıyor çünkü herkes, bir hamlede yutulası haplar istiyor.)

Benim merak ettiğim, mesela geçen ay, hangi fotoğrafları beğen’miştiniz, hatırlıyor musunuz? Biraz daha karamsar bir soru soralım: Geçen hafta sizi yüreğinizden yakalayan ve ‘beğen butonu’na tereddütsüz bastığınız “muhteşem” vecizelerden hangilerini hatırlıyorsunuz?

Bu uçsuz bucaksız sanal okyanusta, siz de ara sıra kendinizi, ‘Kayıp Balık Nemo’ filmindeki Dori gibi hissetmiyor musunuz?

İsmail Saib Sencer’i kimler hatırlıyor?

5110
Yazarın Diğer Yazıları

Dişhekimliği Dergisi'nin yeni formatını nasıl buldunuz?