Bülent Manav

Ben taşı kuyuya attım, gerisi akıllılara kalmış...

İster delilik deyin, ister akıllılık; ben böyle bir kurstan meslektaşlarımızı haberdar ederek kuyuya bir taş attım. Dilerim, bu taşı çıkartmaya çabalayan akıllılar sayesinde, diş hekimliği camiasının üzerine örtülmüş olan ölü toprağı bir nebze olsun dağılır.

02.06.2012 15:51
Diş hekimliği fakültesinde okurken, iyi bir öğrenci değildim. Hani derler ya “istenmeden yenen aş, ya karın ağrıtır ya baş”, işte o hesap. Elektronik mühendisi olmak isterken kazara diş hekimliği fakültesini kazanan bir öğrenciydim ve hemen hemen hiçbir ders benim ilgi alanıma girmiyordu. Belki tam da bu sebeple, 1987’de girdiğim okuldan 2007’de ancak mezun olabildim.

Fakat bütün bu ilgisizliğime rağmen, bazı hocalar ve onların bazı sözleri bende derin izler bırakmıştır. Bunlardan birisi, Prof. Dr. Necla Timoçin’di. Hoca, zaman zaman dersi bir sohbet havasına büründürür, biz öğrencilerine “hekimlik” nosyonu kazandırabilmek amacıyla, hatıralar anlatırdı. Bize “dişçi” değil “hekim” olduğumuzu anlatır, genel tıp bilgisine de vakıf olmamızı ister, diş hekimliğinin diğer hekimlik dallarıyla denk bir tıp dalı olduğunu bize anlatmaya çalışırdı. Bugün dönüp baktığımda, Hoca’nın esas derdinin, biz öğrencilerine “özgüven” aşılamak olduğunu daha net görebiliyorum.

“Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği” ile “Türk Dermatoloji Derneği”nin beni şikayet için kaleme aldıkları metnin, baştan ayağa diş hekimlerini ve diş hekimliğini aşağılayan ifadelerle dolu olduğunu görünce, Allah ömrünü artırsın, Necla hoca aklıma geldi nedense...

Bu iki dernek bir araya gelmişler ve bir defaya mahsus İstanbul’da düzenlediğim eğitim semineri için beni İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’ne şikayet etmişler. Sözkonusu kurumdan iki kişi ofisime gelerek bazı sorular sordu ve tutanak tuttu. Bir savunma yazısı yazarak kendilerine ulaştırmamı istediler, ben de konuya dair birşeyler yazıp kendilerine ulaştırdım.

İstanbul Dişhekimleri Odası da savunmamı istemek üzere sözkonusu şikayet metnini bana yolladı. Diş hekimlerini “hekim dışı kişiler” olarak tanımlayan metinde, bir kanun metninden alıntı yapılmış ve diş hekimleri dolaylı olarak “diploması olmadığı halde, menfaat temin etmek amacına yönelik olmasa bile, hasta tedavi eden veya tabip unvanını takınan kişiler” şeklinde ifadelerle tahkir edilmiş.

İşin trajikomik yanı (internette tarama yaparken gördüm), aynı dernekler, güzellik merkezlerinde çalışan lise mezunu personelle ilgili mahkeme başvurularında da hemen hemen aynı ifadelerle şikayetçi olmuş.

EN İYİSİ FİLMİ BAŞTAN ANLATMAK

Bundan yaklaşık 4 yıl kadar önceydi. Londra’da katıldığım World Aesthetic Congress’de, Dr. Bob Khanna adında bir diş hekiminin, verdiği tebliğin ardından, canlı olarak botoks uygulamaları yaptığına şahit oldum. Daha sonra kendisiyle temasa geçerek bir çok soru sordum. Birleşik Krallık’ta dişhekimlerinin Botulinum toksin’in yanısıra diğer bütün “cerrahi olmayan (non-surgical) yöntemler”i kullanmak suretiyle yüz estetiği üzerinde çalışabildiğini görmek, benim için şaşırtıcı oldu.

Türkiye’ye dönünce araştırmaya başladık. Karşılaştığımız manzara şuydu: Sağlık Bakanlığı dahil herkesin kafası çok karışıktı. Bakanlık, önce bu konuda kurslar açmış, pratisyen tıp hekimlerini, diş hekimlerini ve dermatologları bu kurslara kabul ederek sertifikalandırmaya başlamıştı. Daha sonraları, her nedense, bu kursları durdurmuştu. (Elbette bu ‘neden’e dair benim bir tahminim var ve eminim bu makaleyi okuduktan sonra sizin de bir kanaatiniz oluşacaktır).

Bu esnada estetik/güzellik ana başlığı bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de yükselen bir değer haline geldiğinden, heryerde “güzellik merkezi” adıyla işyerleri açılmaya başlanmıştı. Bunun üzerine Bakanlık, bu tarz merkezleri denetim altına alabilmek amacıyla yeni bir yönetmelik hazırlamış ve 60 saatlik kurslar düzenlemeye başlamıştı. Bu kurslara pratisyen hekimleri kabul etmiş ve kursu bitiren hekimlere “medikal estetik uygulama sertifikası” vererek, sadece onların “estetik merkezi” adı altında işyeri açabilmelerine imkan vermişti.

Bunun üzerine “Türk Dermatoloji Derneği” mahkemeye başvurarak sözkonusu yönetmeliğin iptalini sağlamıştı. Haliyle yüzlerce güzellik merkezi ve doktor, bu alanda yaptıkları yatırımlar ve giriştikleri işlerle başbaşa kalmış, daha doğrusu kelimenin tam anlamıyla ‘ortada kalmışlar’dı. Bunun üzerine “Pratisyen Hekimler Derneği” karşı dava açmıştı. “Medikal Estetik Derneği” bir başka dava açmıştı... vs. vs.

Sizin de kafanız karışmaya başladı galiba. En iyisi bu konuyu fazla uzatmamak. Meraklısı için, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Ulusoy’un bu konuda hazırladığı 6 sayfalık “hukuki görüş”e “Medikal Estetik Derneği”nin web sitesinden ulaşabilir.

İŞİN ÖZÜ BÜYÜYEN “PASTA”

Habertürk’te yayınlanan ve Hekimler Birliği Vakfı’nın web sitesine alıntılanan haberin başlığı tam bir kara mizahtı: “Doktorlar Birbirine Girdi”.

Haber metnini sizin için kısaca özetlemek istiyorum, zira işin özünü gayet iyi veriyor:

“Estetik sektörü, doktorları birbirine düşürdü! Dermatologlar, güzellik merkezlerindeki uygulamaların kendi uzmanlık alanları olduğunu ileri sürerek, Sağlık Bakanlığı’nın sertifika eğitimlerine yönelik yürütmeyi durdurma kararı aldırdı. Medikal Estetik Derneği Genel Sekreteri Dr. Seran Göçer ise, dermatologların güzellik merkezlerinin yönetimini ele geçirmek istediğini söylüyor. Türkiye'de son 10 yılda hızla gelişen ve 200 milyon YTL'lik bir büyüme elde eden medikal estetik sektörü, hekimleri birbirine düşürdü...”

ORTALIK TOZ DUMAN, DİŞ HEKİMLERİ NEREDE?

Biz de kendimize işte bu soruyu sormaya başladık. Zira işin gelip dayandığı nokta, çok açık bir ifadeyle “yüz bölgesinde yapılacak enjeksiyonlar”dı. Zaten bu gerçekten hareketle, 2000’li yılların başlarında Bakanlık, botulinum toksin uygulamasını yapmak üzere kurslar düzenlerken üç grup hekime çağrıda bulunmuştu ve bunlardan birisi diş hekimleri idi.

Günümüze gelelim ve diş hekimleri açısından duruma bir göz atalım. Bazı meslektaşlarımız Sağlık Bakanlığı’nın açtığı, bazıları ise yurt dışında düzenlenen çeşitli kurslara katılmışlardır. Bunlardan bir bölümü işi pratiğe dökmemiş/dökememiş fakat bir bölümü muayenehanesinde botulinum toksin uygulamaktadır. Gerek dudak çevresinde estetik amaçlı, gerekse bruksizm gibi doğrudan tedavi amaçlı uygulamalar yapmaktadırlar. Bir çok meslektaşımız da, hastalarının kendilerini zorladığını ve bu işe girişmeyi düşündüklerini bize aktardı.

Ancak, diş hekimleri, yukarıda özetlemeye çalıştığım hukuki tartışmalar arenasında ortada gözükmüyor maalesef. Herhangi bir diş hekimliği odasının veya herhangi bir derneğin bu konuda attığı tek bir adıma rastlayamadık. Önümüzdeki on yıllar boyunca, diş hekimliği mesleğinin kaderi üzerinde en büyük etkiye sahip olması düşünülen bir alanda, yani “non-surgical (cerrahi olmayan) estetik müdahaleler” alanında, diş hekimleri maalesef “yok”. Hatta nedense çok çekingen, hatta ürkek davranıyorlar. Bir çok meslektaşımız bu konuda söz söylemeyi, görüş belirtmeyi neredeyse “ayıp” sayıyor.

BRUKSİZM TEDAVİSİNİ DERMATOLOGLAR MI YAPACAK?

Oluşturulan kavram kargaşasında gözden kaçan/kaçırılan noktalar var. Fakat bunları ele almadan önce, belirtmek istediğim bir husus var. Burada, botulinum toksinin yararlı mı yoksa zararlı mı olduğu konusunu tartışmıyoruz. Tartıştığımız esas konu şu: Diş hekimleri, yüz bölgesinde, cerrahi olmayan yöntemler kullanarak gerek estetik, gerekse tedavi amaçlı işlem yapabilir mi, yapabilmeli mi? Hem mesleki yeterlilik açısından, hem de hukuki açıdan.

Mesleki yeterlilik açısından ele alacak olursak…

- Diş hekimleri, bütün vücut anatomisinin yanısıra, çok daha yoğun bir şekilde çene ve yüz anatomisini öğrenmektedirler

- Yüz bölgesine enjeksiyon, diş hekimlerinin hayatlarının ayrılmaz bir parçasıdır.

- İnfraorbital anestezi gibi oldukça riskli ve karmaşık bir enjeksiyon için yetki verilen diş hekimlerinin deri altı enjeksiyonlar için yetersiz kabul edilmesi komiktir.

- Özellikle botulinum toksin gibi, geri dönüşümlü (reversible) olup, belli dönemlerde tekrarlanması gereken uygulamalar için, en uygun hekim, diş hekimidir ve en uygun klinik diş hekimi muayenehanesidir. Çünkü diş hekimleri rutin ziyaret edilmesi gereken hekim grubudur. Mesela her 6 ayda bir dermatologunuza görünmek zorunda değilsiniz fakat diş hekiminizi ziyaret etmelisiniz.

- Diş hekimleri, genel anestezi olmaksızın, hasta ile iletişim halindeyken yüz bölgesinde çalışma konusunda en tecrübeli hekim grubudur.

- İnsanların ‘kişisel güvenlik duvarı’ algılamasının içinde, yani çok yakın mesafede çalışma konusunda en tecrübeli hekim grubu yine diş hekimleridir.

- Dişler, yüz estetiğinin ayrılmaz bir parçasıdır ve dudak burada yapılan çalışmayı tamamlayan önemli bir unsurdur.

- Hastalar, ağız diş sağlığını emanet ettiği diş hekimine, yüz estetiği konusunda da oldukça güvenmektedirler.

- Cerrahi olmayan müdahalelerle tedavi edilebilen ve tamamen dişhekimliğinin ilgi alanına giren birçok husus vardır (bruksizm , dişeti gülüşü (gummy smile) gibi).

Hukuki altyapıya gelince…

Bu konuda görüşüne güvenebileceğimiz, diş hekimliğinin hukuki altyapısına vakıf olduğunu düşündüğümüz bazı akademisyen diş hekimlerinden görüş istedik. Fakat maalesef hiç bir cevap alamadık. Kanaatim odur ki, hem meslek dışından, hem de meslek içinden gelecek tepkilerden çekindikleri için buna cesaret edemediler ve sessiz kalmayı tercih ettiler.

Biz de oturup kendi imkanlarımız ölçüsünde inceledik ve gerek botulinum toksin olsun, gerekse bir başka yasal ilaç olsun, yüz bölgesine uygulanması konusunda diş hekimlerine yönelik herhangi bir yasağa rastlamadık. Diş hekimleri, ağız ve çevre dokuların fonkisyon, fonasyon ve estetik iyileştirme amaçlı tedaviler için yetkilendirilmişti ve bundan herhangi bir şey istisna edilmemişti.

BİR YERDEN BAŞLAMAK LAZIM…

Bunun üzerine biz de, hem diş hekimlerinin gündemine böyle bir uygulamayı sokmak, hem sözkonusu hukuki altyapının şekillendiği şu günlerde/yıllarda meslektaşlarımızın da söz sahibi olmasının yolunu açmak amacıyla Londra’da kurslar düzenlemeye başladık. İngiltere’de birkaç kez “yılın hekimi” seçilmiş, 10 yılı aşkın bir süredir diş hekimlerine cerrahi olmayan yöntemlerle estetik sağlama konusunda kurslar veren ve verdiği kurslarla da ödüller alan bir diş hekimiyle anlaştık.

Duyurduğumuz kurslar, meslektaşlarımız arasında büyük bir heyecana yol açtı ve bir yıl gibi kısa zaman zarfında üç kez tekrarlamak durumunda kaldık (Hem de İstanbul Dişhekimleri Odası’nın, bütün üyelerine gönderdiği ‘katılırsanız karışmam haa!’ içerikli mesajına rağmen). Eğitmen hekim, bir kez de Istanbul’a gelerek seminer verdi.

Bugün birçok ülkede, mesela İngiltere, Almanya ve ABD’de, diş hekimleri bu tür işlemleri başarıyla yapmaktadırlar. Bahsettiğim ülkelerde buna herhangi bir hukuki engel de bulunmamaktadır. Ancak oralarda da, bu husus çok çetin tartışmalara konu edilmiş, bizdekine benzer mücadeleler olagelmiştir.

TARTIŞILMASI GEREKEN

Esasen bugün tartışmamız gereken, neden diş hekimlerinin bu tartışmada taraf olmadığıdır? Dermatologlar, pratisyen hekimler, plastik cerrahlar kıyasıya bir mücadele verirken, hayatını yüz estetiği üzerine bina etmekte olan diş hekimleri niçin çekingen kalmaktadırlar?

Diş hekimliği mesleğinin geleceği üzerine yapılan birçok araştırma, estetiğin ve güzellik beklentisinin mesleğimiz açısından çok daha önemli bir anabaşlığa dönüşeceğini ortaya koymaktadır. Türkiye’de diş hekimleri, eskiden berberlikle aynı kategoride anılan mesleklerinin saygınlığını yükseltebilmek amacıyla yüz yılı aşkın bir süredir mücadele veriyor. Bugün diş hekimleri, çok saygıdeğer bulduğum ve önemsediğim bu mücadeleyi, hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kazanmışlardır. Diş hekimliği, en saygın meslek grupları arasında yerini almıştır.

Şimdi, yeni bir ‘yüzyıllık mücadele’nin başlangıç safhasında olduğumuzu söylemek hiç de abartı olmayacaktır. Bu mücadele esnasında, diş hekimliğinin sınırları ve tanımı, hayal etmekte zorlanacağımız ölçüde değişecektir. Bize düşen, bu yeni tanımlar yapılırken, yeni hukuki zeminler oluşturulurken ‘nesne’ değil ‘özne’ olarak, ‘edilgen’ değil ‘etken’ olarak masada bulunmaktır.

İster delilik deyin, ister akıllılık; ben böyle bir kurstan meslektaşlarımızı haberdar ederek kuyuya bir taş attım. Dilerim, bu taşı çıkartmaya çabalayan akıllılar sayesinde, diş hekimliği camiasının üzerine örtülmüş olan ölü toprağı bir nebze olsun dağılır.

Dilerim, meslektaşlarımızın “iyi de bize böyle bir yetki verilmiş mi” sorusunu bırakarak, “bu konuda birine yetki verilecekse, listenin başında biz olmalıyız” noktasına gelmelerinde bir katkım olur.

Dedim ya, ben taşı kuyuya attım…


4875
Yazarın Diğer Yazıları

Dişhekimliği Dergisi'nin yeni formatını nasıl buldunuz?