Prof. Dr. İlter Uzel

İstanbul’da basılan ilk Türkçe tıp kitabında diş ve baş-boyun anatomisi

Şânîzâde Mehmet Atâullah, küçük yaşında Arapça, Farsça, Rumca, daha sonra İtalyanca ve Fransızca öğrenmiş: mühendislik ve tıp tahsili yaptıktan sonra Eyüp Sultan Mahkemesi Hakimliği ve Çorlu Medreseleri Müderrisliğine getirilmiştir. Haremeyn (Mekke-Medine) Evkaf Müfettişliği’nde bulunmuş ve Vak’anüvis olmuştur.
04.06.2012 12:07
İSTANBUL’DA BASILAN İLK TÜRKÇE MATBU TIP KİTABI
“MİR’ATÜ’L-EBDÂN FÎ TEŞRİH-İ ÀZÂÜ’L-İNSÂN” DA DİŞ VE BAŞ-BOYUN ANATOMİSİ


Türk Tıp Tarihinin yetiştirdiği nadir kişilerden birisi olan Şânîzâde Mehmet Atâullah (1184 H / 1771 M) tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Küçük yaşında Arapça, Farsça, Rumca, daha sonra İtalyanca ve Fransızca öğrenmiş, mühendislik ve tıp tahsili yaptıktan sonra Eyüp Sultan Mahkemesi Hakimliği ve Çorlu Medreseleri Müderrisliğine getirilmiştir.

Haremeyn (Mekke-Medine) Evkaf Müfettişliği’nde bulunmuş ve Vak’anüvis olmuştur. 1242 H / 1826 M’de Tire’de ölmüştür. (1), (Resim:01)

Şanizâde bir hekim, yazar, müzisyen, müneccim ve bir tarihçi idi. III. Selim (1808-1823) ve II.Mahmud (1823-1839) zamanlarında Osmanlı Milli Eğitiminin ilk öncülerinden ve tıbbî, terimlerin ilk toplayıcılarındandır. En önemli eserleri, ilk Türkçe basılı tıp eseri olan Mirâtü’l Ebdân fi Teşrîh-i Âzâü’l-İnsan, Kânûnü-’l-Cerrâhîn, ve Mi’yârü’l-Etibbâ’dır.

II.Mahmud (1823-1839)’un buyruğuyla 1821 yılında basılan Mirâtü’l-Ebdân’ın anatomi bölümünde 52 levha var.

Ağız-diş anatomisi ile ilgili bazı bilgiler aşağıda verilmiştir. Buradaki, bilgilerin büyük ölçüde çağdaştır, hatta Lâtince terminoloji yer almıştır. (2) (Resim: 02).

Tüm metnin verilmesi bu eserin kapsamını aşacağından orada yer alan günümüz diş hekimliğiyle ilgili levhalar (Resim:03)’den (Resim:09)’e kadar verilmiştir.



Aşağıda Şanizâde’nin üst çene ve dişler anatomisi ile ilgili bilgilerini aynen veriyoruz.

“ÜST ÇENE” (FÎ AZMİ FEKKİ’ A’LÂ)
Üst çene kemikleri vechin ilerisinde ve vasatında mevzû’lar olup azm-i iklîlî ve azm-ı ğırbâlî ve azm-ı mahrûtî ve azmeyn-i zıfreyni ve azmeyn ve çene ve azmeyn-i enf ve azmeyn-i hunek ve azm-i mik’a ve levhayn-i esfel-i enf ile muttasıldırlar. Ve bu azmeyn-i fekk-i a’lâ’da beş vecih i’tibâr olunmak mu’tâd olmuştur ki, anların biri vech-i mukaddem ta’bîr olunan ileriki yüzdür ve bu vechin bir mikdâr tak’îrî (çukurluğu) vardır. Ve biri vech-i a’lâ ta’bîr olunan yukarıki yüzdür ve azm-i mezkûrun kenarı tarafıdir. Biri dahî vech-i sâfil ta’bîr olunan aşağı yüzdür ki hufre-i hunek tesmiye olunan damak çukuru tarafîdir. Ve biri vech-i ünsîdir ki hufre-i enfiye tarafıdır. Ve biri dahî vech-i vahşî ya’nî taşru (dış) yüzdür ki, hufre-i ‘ızâriye tarafıdır ve azm-i mezkûr da üç adet nütü’lar (kemik çıkıntısı) vardır ki, iptidâki nütü’ onun yukarı tarafında olup ince ve takrîben bir baş parmak kadar uzundur ve burunun kavs-i azmîsinin bir kısmını ve gözün me’uk ta’bîr olunan zâviye-i kebîresinin ya’nî göz pınarının takrîben cümlesini resm-ü ihdâs etmiştir. Ve ona nütü’-i enfî derler. Ve ikinciye azm-ü çene ta’bîr olunan yanak kemiği ile maiyetinden nâşi nütü’-i hadî derler ve nütü’-i mezkûr kenardaki çöküntünün kısm-ı esfelini ihdâs etmiş olmakla ba’zılar ona nütü’-i müdâvî (yuvarlak) ta’bîr etmişlerdir. Ve üçüncüye nütü’-i hunekî derler ki, kubbe-i hunek ta’bîr olunan damak çukurunu bu ihdâs etmiştir. Ve nütü’-i enfînin ilerisinde bir küçük kunzu’a olup ona vasat-ı enf semtini resm eden ğudrûf (kıkırdak) muttasıl olmuştur ve nütü’-i enfînin yanında ve burun tarafındaki kenarda bir nısf-ı mecrâ vardır ki, sâlifü’t-ta’rîf azm-i zıfrîlnin nısf-ı mecrâsına ittisâl ile bundan akdem tafsî olunan mecrây-ı dumûğ nâm tarîki ihdâs etmişlerdir ki, göz yaşı buruna mecrây-ı mezbûr ile mürûr eder ve bu mecrânın yan tarafında hufre-i müdâriyenin ağzında ba’zı şencler (kasılmalar) ve buruşuklar vardır ki, onlara gözün munharefe-i sağîre nâm adalesi muttasile olmuştur. Ve nütü’-i enfî ile nütü’-i haddî beyninde ileri tarafta ve kenarın esfelinde sakbe-i beyzîye nâm bir delik vardır ki asb-i aynın (göz sinirinin) bir şu’besi ondan mürûr eder ve iki üst çene kemiği kıt’alarının ittasâl-ü ittâhadları kubbe-i hunek-i ihdâs ve yukarıda hufre-i enfiyede bir mecrây-ı mâsûr-’i mu’avvec îcâb-ü îrâs etmiştir ki, azm-i mik’anın esfel tarafı mecrây-ı merkûma girmiştir ve hufre-i hunekîde mezkûr iki kıtâ kemiklerin mahall-i ittisâlleri iptidâsında ba’zıların mecrây-ı seniyyevî ve ba’zıların mecrây-ı mukaddem hunekî ta’bîr ettikleri mecrâ vardır. Ve azm-i fekk-i a’lânın ünsî vechinde yani vech-i muahharind pek büyük bir ceyb vardır ki, ona ceyb-i fekkî, derler. Ceyb-i mezkûrun re’si burunun kaşrin ta’bîr olunur iki kemikleri beynindedir ve azm-i fekk-i a’lânın esfel tarafında ber mu’tâd sekiz adet hufreleri vardır. Ve huferât-ı mezkûreye menâbit-i esnân derler ki, dişler onların içlerine va’z olunmuşlardır”. (3)



“DİŞLER” (Fİ’L-ESNÂN)


Menâbet-i esnân ta’bîr olunan sâlifü’l-beyân diş çukurları cenîn tesmiye olunur. Henüz rahimdeki çocuklarda bihadd-i ğaye-i ev’iye ve şerâyîn ve urûk ve azayla donanmış birer zar ile örtülmüştür. Ve gışâ-i mezbûr “bındıkatü’s-sin” ta’bir olunur.

Diş kalıbını dahî ihâta eylemiştir. Ve ev’iye-i mezkûreden bir nev’i halt-ı debkî akıp gışa-i mezbûrun cevânibine münteşir olmakla kâlıb-ı merkûm üzerinde bir cüz’î irtifa peyda ider. Sonra yine minval-i muharrer üzre tekrar âmâde-i cedîde gelüp mevâdi mezkûre birbirleri üzerlerine böyle muttasıla ve mülâsıka olarak diş dahi gittikçe büyür ve madde-i depkiye-i mezbûre dahî giderek te’âzım idüp kemikleşir.

Ve ‘alâ hâze’l-kıyâs bir çocuğun dişlerinin sath-ı zâhirinün bir madde-i muhannatiyeden başka şey olmaması lakin vasatının ziyade salâbetlüce olması bundan lazım gelür. Ve bundan sonra diş kemâlle pekiştikde ev’iye-i mesfûreden ma’ada bir şey kalmayup ev’iye dahî kendileri tutan bir mikdâr ğışâ ile bilece dişin taraf-ı makarrına onu ta’ziye itmek içün duhûl idüp anda kalurlar. Dişte iki cüz’ temyiz olurlar ve anların biri hâricde olup cism-i sinn ve bazıların iklîl-i sinn ta’bîr itdikleridir ki dişin görinen kısmıdır. Ve biri mümbit-i sinn ta’bîr olunur. Diş bütün çukurun içinde olan kısmıdır ki, asl-ı sinn tesmiye olunur. Ve cism-i sinn salâbetlü ve beyaz bir cevherden mürekkeb olup anın sathı düz ve mücellâ olmağla sath-ı mezbûre mînây-ı sinn ta’bîr iderler. Ve dişlerin bâtını cüz-i gâirleri olan bütün kökleri gibi azmîdir. Ya’nî kemik mâkûlesidir. Ve mezkûr kökler ziyâde hassâs bir periyost ile ya’nî sâlifü’t-ta’rîf kışr-ı azmî ile ihâta olunmuştur ki periyost-ı merkûm lise ta’bîr olunan diş etlerini ve ağzı ihâta iden ğışâdan tevellüt itmiştir. Sebâti-i vahşî nâm şereyânların iki sâkları dişlere şu’beler irsâl itmişlerdir. Ve anlar dişlerden kanı iâde idüp girü götüren ‘urûk-ı vidâc nâm damarlara boşanurlar. Ve ev’iye-i mezkûre zevc-i hâmis-i a’sâbî şu’beleriyle daima ma’iyyet ve mürâfakât iderler. Ve zevc-i merkûmân yanaklara ve diş etlerine ve vechin adelâtına dahî şu’beler irsâl itmişlerdir. Her bir çene kemiğinde bermu’tâd on altı diş olup lakin onların gerek büyüklük ve gerek şekil ve hey’et-i cihetiyle birbirlerinden fark ve tenevvü’leri vardır. İmdî dişler üç kısma taksim olunurlar ki, kısımların biri seniyye ta’bîr olunan ön dişleridir. Ve biri nâb tesmiye olunan fındık dişleridir ki cehele köpek dişi derler. Ve biri dahî dırs dinilen azı dişleridir. Ve her bir çene kemiğinde dört ‘aded sünâyâ olup bunlar ilerüde mevzû’lardır ve yassı ve keskindirler. Ve anların dışaru tarafları cüz’îlce muhaddeb ve içerü tarafları mak’arcadır. Ve kezalik her bir çenede ve her biri bir cânibde olarak ikişer nâb olup niyâb-ı mezkûre müdevver ve sivri uçludur. Ve bunların üst çenede olanlarına sinn-i aynî derler. Türkî’de göz dişi dinilen bunlardır. Zirâ anlar gözlerin tahtında vâki’ olmuşlardır ve bunlardan sonra her bir çenenin ikişer cânibinde beşer adet edrâs vardır ve bunlar kalın ve muhtelif ve mütenevi’dirler ve satıhları pek intizamsız ve değirmen taşına müşâbih olmakdan nâşî lisân-ı ‘Arabîde ba’zan tavâhın tesmiye olundukları gibi zebân-ı Frengî’de dahi ma’nây-ı mezkûr üzere molari ta’bîr olunmuşlardır. Ve çene kemiğinin girü taraflarında mevzu’durlar. Ve bunların kökleri çoktur. Ve üst çene edrâsının kökleri fekk-i esfel azılarının köklerinden ziyadedirler. Ve ön dişleri, kesmek, çizmek içündürler. Ve fındık dişleri, dilmek ve ayırmak içündürler ve azı dişleri, ezmek ve öğüdüp ufalamak içündürler.



KENAR NOTU

Ba’zılar, her bir çenenin iki ön dişlerine seniyyeteyn ve anların yanlarındakilere zebâ’iyyeteyn ve bunların yanlarındakilere nâbeyn ve ma’adâ sekiz dişlere edrâs ve ön girüği iki azılara nâcizeyn derler ki yiğirmi yaş dişleridir. Ve bunlar ba’de’l-bülûğ zuhûr itdüklerinden esnân-ı hilm ve kezalik idrâs-ı hilm isimleriyle dahi tesmiye olunmuşlardır. Lâkin nevâciz herkesde bulunmaz. İntihâ.(4)



RESİMLERİN AÇIKLAMALARI

Resim 01. Hekim, tarihçi, matematikçi ve yazar Şanizade Mehmed Ataullah (1771-1826), (İlter Uzel Komp.).
Resim 02. İlk matbu Türkçe tıp eseri: Şanizade Mehmed Ataullah: Miratü’l-Ebdan fi Teşrih-i Aza’ü’l-İnsan (İstanbul,1821). Diş anatomisi ile ilgili iki sayfası.
Resim 03. Şanizade: Miratü’l-Ebdan, 8. levha, üst çene ve sfenoid kemik anatomisi (1821).
Resim 04.
Şanizade: Miratü’l-Ebdan, 11. levha, kafatası, alt çene (1821).
Resim 05. Şanizade: Miratü’l-Ebdan, 12. levha, hyoid kemik ve dişler (1821).
Resim 06. Şanizade: Miratü’l-Ebdan, 28. levha, kulak, dil ağız boşluğu (1821).
Resim 07. Şanizade: Miratü’l-Ebdan, 53. levha, baş atar ve toplardamarları (1821).
Resim 08. Şanizade: Miratü’l-Ebdan, 54. levha, baş atar ve toplardamarları (1821).
Resim 09. Şanizade: Miratü’l-Ebdan, 56. levha, baş sinirleri (1821).



DİŞ HEKİMLİĞİ TARİHİNDE İSTANBUL

Bu makale, Prof. Dr. İlter Uzel’in “Diş Hekimliği Tarihinde İstanbul” adlı eserinden alınmıştır. Kitap hakkında daha fazla bilgi almak veya kitabı online sipariş etmek için
bu linki izleyebilirsiniz.

9004
Yazarın Diğer Yazıları

Dişhekimliği Dergisi'nin yeni formatını nasıl buldunuz?